ELSA MORANTE’NİN KARANLIK ODASI
Kaynak: Sanatatak
‘Çocukluk Anıları’ ve ‘1938 Günlüğü’, okuru Elsa Morante’nin rüyalarına, çalkantılı aşkına ve çocukluğundan taşıdığı yaralara yaklaştırıyor. Bu iki kitapta karşımıza sadece ünlü bir yazar değil kırılgan, hırslı ve kendine karşı acımasız bir kadın çıkıyor.
Çocukluğunuzu anlatırken kendinize ne kadar dürüst davranabilirsiniz? Elsa Morante, ‘Çocukluk Anıları’nda kendisini hikâyenin uslu ve iyi kalpli çocuğu yapmıyor; kibrini, kıskançlığını, gösteriş merakını, korkularını ve ilk aşklarını da anlatıyor. Kitabı okurken onun çocukluğunda kendimden parçalar buldum. Aynı şeyleri yaşadığım için değil Morante’nin geçmişine bakarken kendisine ayrıcalık tanımaması yüzünden. ‘1938 Günlüğü’nde beni en çok etkileyen ise rüyaları oldu. Morante, 14 Mart 1938 tarihli notunda rüyalarındaki görüntülerin kendisi için birer duygu olduğunu söylüyor. Belki beni çeken de buydu: Morante, gördüklerini anlamaya çalışırken aşkına, yalnızlığına, bedenine ve ölüm korkusuna başka bir yerden bakıyor. Kimi zaman rüyasının nereden geldiğini araştırıyor, kimi zamansa o tuhaf sahneyi açıklamadan bırakıyor. Kitaplardan biri yetişkin bir yazarın çocukluğuna dönüşünü, diğeri 26 yaşındaki genç bir kadının rüyalarını ve gündelik hayatını anlatıyor. Özge Parlak Temel’in Türkçeye çevirdiği ve Can Yayınları’nın yayımladığı bu iki kitap yan yana geldiğinde, Morante’nin kendisini anlatmak için anılara ve rüyalara nasıl başvurduğunu görüyoruz.
Elsa Morante’nin hayatını burada baştan sona anlatmaya gerek yok. Ama bu iki kitabı yazdığı sırada kim olduğunu bilmek okur için önemli. İtalyan Ansiklopedisi Enstitüsünün (Treccani) yayımladığı, Nadia Setti’nin kaleme aldığı Morante biyografisine göre yazar, 18 yaşında ailesinden ayrılıp tek başına yaşamaya başladı. Bu süreçte özel ders verdi, üniversite tezleri yazdı ve çeşitli dergilerde düzenli olarak öyküler yayımladı. İtalyan yazar Alberto Moravia’yla 1936’da tanıştı. Ayrılıp barışmalarla ilerleyen bu ilişki, iki yıl sonra günlüğünün de başlıca meselelerinden biri oldu. Morante, ‘1938 Günlüğü’nü 26 yaşındayken yazdı. ‘Çocukluk Anıları’nda yer alan metinleri ise hemen ardından, 1939-1940 yıllarında haftalık ‘Oggi’ dergisinde yayımladı. O sırada henüz büyük romanlarını yayımlamamıştı. Moravia’yla 1941’de evlendi. Savaş sırasında birlikte Roma’dan ayrılarak Ciociaria’ya sığındılar. Savaş yıllarında ilk romanı ‘Yalan ve Büyü’ üzerinde çalışan Morante’nin o günlerde yaşadıklarının izleri, yıllar sonra ‘Ve Tarih Devam Ediyor’da da görülecekti. Yani bu iki kısa kitapta, hayatının sonradan romanlarına karışacak parçalarını henüz yaşarken yazan genç bir Morante var.
‘Çocukluk Anıları’ on beş kısa metinden oluşuyor. İlkinde sınıf birincisi, şiir yazan ve okul müdürü tarafından “dâhi” diye tanıtılan bir çocukla karşılaşıyoruz. Elsa, arkadaşlarının ödevlerinden kopya çekebilmek için kendisini pohpohladıklarını düşünüyor ve daha ilk sayfada, “Çünkü ben bile kendimi sevmiyordum,” diyor. Morante kendisiyle dalga geçerken o ‘gösterişli’ çocuğun yalnızlığını da hissettiriyor.
Bu çocuk sıradan görünmeye tahammül edemiyor. Annesinin eski bir yatak örtüsünden diktiği paltoyu kraliyet pelerinine, kumaş parçalarını ünlü modacıların tasarımlarına dönüştürüyor. Kardeşleriyle Roma’daki sarayları, meydanları, hatta gezegenleri paylaşıyor. Mars’ı kendine ayırınca oraya ateşten yeleli atlar yerleştiriyor. Gerçek hayat eline ne verirse hayal gücü onu büyütüyor.
Kitabın en sert bölümünde ise insanların “tatlı” ve “terbiyeli” bulduğu çocuğun içinden başka biri çıkıyor: “İçimde iki kişi vardı: Biri küçük, biri büyük.” Küçük olan çevresindekilerin beklediği rolü oynarken büyük olan kıskanıyor, öfkeleniyor ve hükmetmek istiyor. Kuzeni Giacinta’ya kurduğu acımasız oyunları anlatan Morante, yıllar sonra ondan açıkça af diliyor. Yine de kitap yalnızca karanlık değil. Komik ve gürültülü. Çocuk Elsa tam kendisini bir kraliçe gibi gördüğü anda tramvay, çamurlu botlar ya da ödenemeyen bir restoran hesabı onu yeniden yere indiriyor.
Morante’nin 19 Ocak ile 30 Temmuz 1938 arasında tuttuğu günlük, gün içinde ne olup bittiğini sırayla kaydeden türden değil. Defterin iç kapağında “Düşler Kitabı” ve “Hayat Bir Düştür”, ilk sayfasında ise “Antonio’ya Mektuplar” yazıyor. Antonio’nun kim olduğu açıklanmıyor. Önsözü kaleme alan Alba Andreini, onun hayalî bir mektup arkadaşı ya da Morante’nin belirsiz bir alter egosu olabileceğini söylüyor. Kesin olan şu ki Morante Antonio’ya seslenirken konuşma giderek kendi içine dönüyor.
Günlüğün daha ilk sayfasında bazı ifadelerin yerini alan yıldızlar başta okuru rahatsız edebilir. Cümlelerin ortasında beliren bu boşluklar okuma akışını kesiyor, merakı da artırıyor. Kitabın sonundaki “Metin Üzerine Notlar” bölümünde Andreini, bu işaretlerin ne anlama geldiğini açıkça anlatıyor: “Metindeki yıldız işaretleri (asteriks) yazarın anlatısının en gizli noktalarını son derece dikkatle kesmek için itirafların akışını kasıtlı olarak bozan sansürlü kısımlara işaret etmektedir”. Bir sonraki cümlede de “Kitabın baskıdında belirli bir grafiksel yaklaşımla sansürün farklı boyutlarını vurgulamak istedik” diye ekliyor. Bu iki açıklamadan, yıldızların sansürlü bölümlerin yerini ve farklı uzunluklarını baskıda göstermek için kullanıldığını anlıyoruz.
Günlüğün asıl ağırlığını ise rüyalar oluşturuyor. Morante onları bir fal gibi yorumlamıyor. Gördüğü bir sahnenin okuduğu Kafka’dan mı, annesiyle ilgili kaygısından mı, Moravia’ya duyduğu öfkeden mi doğduğunu bulmaya çalışıyor. Bazen Freud’un o rüyada hangi sembolleri göreceğini düşünüyor, bazen de onun açıklamalarına mesafeli yaklaşıyor. “Rüyalar, çoğu zaman gün içindeki tüm suçların gece kurulan mahkemeleridir,” derken kendisini hem sanık hem yargıç sandalyesine oturtuyor. Çocukluk anılarındaki vicdan muhasebesi burada başka bir biçimde sürüyor.
Alberto Moravia günlükte sık sık “A.” harfiyle beliriyor. Kitabın sonundaki notta da bu harfin Moravia’ya ait olduğu açıklanıyor. Morante onu seviyor, kıskanıyor, bekliyor, ondan uzaklaşmak istiyor ve çok geçmeden yeniden çağırıyor. Fakat metin yalnızca çalkantılı bir aşkın belgesi değil. Moravia ne kadar yer kaplarsa kaplasın, Morante’nin anlamaya çalıştığı asıl kişi yine kendisi. Daktilosunu yeniden rehin bırakmak zorunda kalması, borçları, Paris’e gidecek parayı bulamayışı ve yazdığı hikâyeye dair kaygıları da aynı sayfalarda yer alıyor.
İki kitaptaki Elsa artık birbirinden uzak görünmüyor. Çevresindekilerin beklediği rolü oynayan küçük kız, günlükte kendi rüyalarını sorgulayan genç kadına dönüşüyor. Çocukken “dâhi” diye tanıtılan Elsa, yıllar sonra kitabının başarılı olması için dua ediyor. Her iki metinde de Morante’nin saklamadığı kibri ile güvensizliği, sevilme arzusu ile yalnızlık korkusu yan yana duruyor. Yıllar geçmiş, çocuk büyümüş ama içindeki iki kişi susmamış. Bu iki kitabı yan yana okumayı asıl ilginç kılan da bu.
Bu haber Sanatatak kaynağından yararlanılarak hazırlandı.