Bir az deli, bir az flört
Sen varya..
Sen varya..
Nasıl oldu da ben kör karanlıkta yol yürürken
ansızın karşıma çıktın.
Nasıl oldu da ben hayat bitti derken sen küllerimden bir ateş yaktın bana.
Sen varya..
Harbiden neredeydin şu zamana kadar,
Gün doğarken, ay gülerken hiç senden sordular mı?
Sen varken kim onların nuruna boyanacak?
Keman içten ağlarken
aşktan kavrulur muhakkak derdim.
Ben yandıkça
keman bi daha inledi.
Ben de aşktan kavruldum.
Sen varya..
Gelişin rüzgar gibi,
gidişin alev gibi.
Geldin savurdun,
gittin bitirdin.
Bitirdin hikayemi.
Sarhoş gözlerinde ayaklarım hiç beni dinlemedi,
düştüm umutsuzluk kuyusuna.
Sen varya..
şu denizin kıyısına attın beni balık gibi.
Ne dalga geri çağırır artık.
Ne kumsal kabul eder bu yabancıyı.
Çaresizim,Nefessizim.
En çok da sensizim.
Nasıl oldu da unuttun beni.
Keşke suya geri bıraksaydın. Ölümüm bile senin elinden olsaydı,
Böyle kuruyarak, solarak bitmeseydi.
Bir damla merhametindi tek dileğim,
Kuruyan toprağa gömdün beni.
Keşke suya hiç alıştırmasaydın.
Hiç bilmeseydim nefes almayı aşkınla.
Boğulmasaydım şimdi bu aşkın en derininde.
Madem bırakacaktın bir çöl ortasında,
Neden ömrüm bildim seni?
Ah ömrüm, ömrüm.
Keşke bitirmeseydin
hem beni, hem kendini.
Harikaydın o akşam.
Bir az deli, bir az flört.
Bir az masum, bir az eskort.
Dudakların sırr gibi saklamışdı aşkını.
İtiraf etsən, statü biçecektin kendine.
Oysa ki, böylesi daha iyi gelirdi sana.
O zamana kadar ki, kalbin kopacaktı ilk öpücükten.
Çözülmek mevki savaşı vermekti o akşam.
Ben dudaklarınla çözdüm seni.
Kalbine dokundum doktor gibi.
Basdım damarına insafsızca.
Ah..Ah..
Ellerim sarhoştu
nereye vardığını hissetmedi hiç.
Birde baktım aşığım lan.
Senelerce bulmaya çalıştığım hayat karşımda duruyor bu akşam.
Alev alev, çırılçıplak.
Sen masumsun, sen temizsin.
Bu akşamdır bir az flört,
bir az eskort.
Bir siqara, bir demli çay.
Tavşan kanı.
Yudum-yudum içtim seni.
Hayalimde şu dünyanı
tam ikiye böldüm yine.
Senle olan, sensiz olan.
Senle olan huzur dolu,
bahçelerde cıvıl cıvıl kuşlar öter.
Nefes keser dudakların.
Dolunay gibi gecelerin neşeli,
Göğsünde usul usul kabaran isyanı
avuçlarımda uyuturum;
Ellerim zabıta,
hapseder baş kaldıran iki delikanlıyı.
Sensiz olan...
Zifiri bir kuyudur.
Ay ışığı bile korkar inmeye.
Bahçemde çiçekler
boynunu bükmüş bekler seni.
Rüzgâr, kapımı çalmayı unutur,
yağmur, adını söylemeden dinmez.
Küllüğümde biriken izmaritler
sayıyor sensiz geçen akşamları.
Ama içimde bir umut,
küçük bir kandil gibi
hiç sönmez.
Çünkü bilirim;
en uzun gecenin bile
bir sabahı vardır.
Ve ben,
o sabahın ilk ışığında
adını yeniden
aşk diye okuyacağım.
Allahın boyası.
Bazen hayat renklerin diliyle konuşur bizimle.
Ben siyahı severim.
Saçların siyahtır diye.
Ama bilmezdim sensiz geçen
saatlerim dünyamı siyah renkte karşıma çikaracak.
Sana aşkımı itiraf ettiğimde
bembeyaz olmuştu kalbim.
Şimdi ölen umutlarım için
bembeyaz kefen biçtiğimde
nasıl seve bilirim bulutların rengini.
Sana ilk kez dokunduğumda
gözlerim ateş gibiydi.
Şimdi aşkım için kanlı göz yaşları dökerken ben kırmızıyı nasıl severim.
Yeşil bahçelerde kuşlar ötürdü aşkımız için.
Şimdi kurumuş dallarda hatıralar can çekirken
ben ne diye baharı severim?
Tek bir umudum var,
Allahın rengine muhtaç.
Allahın renginden daha güzel olanı var mı...
Ben boyansam ayaklarım kaymaz,
sağlam basar toprağa.
Bazen hayat renklerin diliyle konuşur bizimle.
Ben artık renklerden kaçmıyorum.
Bir gün sabah, güneş yine doğacak.
O gün siyah, yasın değil, vakurun rengi olacak.
Beyaz, ayrılığın kefeni değil, yeniden doğan umudun elbisesi.
Kırmızı, kanayan yüreğimin değil, secdeye kapanmış alnımın sıcaklığı olacak.
Yeşil, yalnızca bahçelerde değil,
imanla filizlenen kalbimde açacak.
Mavi gökyüzüne bakacağım. Diyeceğim ki: "Hiçbir ayrılık sonsuz değildir.
Sonsuz olan yalnız Allah'tır."
Çünkü bilir insan, en karanlık geceler bile bir sabahın eşiğinde bekler.
Ben seni sevmekten vazgeçmeyeceğim,
ama seni Allah'tan daha çok sevmeyeceğim.
Aşkım, Rabbimin kapısında sabra dönüşecek.
Gözyaşlarım duaya, dualarım tevekküle.
Ve bir gün, kalbime yeniden soracaklar: "En güzel renk hangisi?"
Hiç düşünmeden diyeceğim:
Allah'ın boyası...
Ben sevdaya yakalandım.
Aşk öldürür, dediler.
Ölmedim. Ayaktayım.
Ben hasretten kavrulurken
"Sonun olur," dediler.
Her geçen gün bir başlangıç oldu.
Hâlâ ayaktayım.
Zehir zemberek sözler yedim
Dost bildiklerimden.
"Yalnız kalırsın," dediler.
Çok şükür yalnız değilim.
Destan olacak kadar hatıram var.
Hiç beni bırakmadılar ki...
Zihnimde onlar varken,
Demek ki ayaktayım.
Şimdi aynaya bakıyorum,
Yüzümde zamanın izleri var.
Her çizgi bir imtihan,
Her yara bir nişan.
Yıkıldım sandılar,
Oysa yine ayaktayım.
Rüzgâr sert esti,
Dallarım kırıldı belki.
Ama köklerim toprağa sevdalıydı;
Kopmadım.
Çünkü umut hâlâ içimde,
Ve ben hâlâ ayaktayım.
Varsın kader sınasın beni,
Varsın yollar uzasın.
Nefes aldığım her sabah,
Yeni bir zaferdir bana.
Düşmedim, tükenmedim;
Hayata inat,
Hâlâ ayaktayım.
Yabancıyım bu şehirde.
Kimsem yok ki...
Bir kalbim var..
bir de aşkım.
Onlar zaten bu şehirde doğmadı.
O yüzden yabancıyım sokaklarda.
Ayaklarım başka adres bilmiyor.
Dönüp dolaşıp hep sana koşar.
Sen nerdesin?
Belki de aynı göğe bakıyoruz,
ama gökyüzü
iki yalnızlığı birbirine değdiremiyor.
Şehrin omuzlarına akşam çökmüş.
Benim içime yalnızlık.
Kaderimden kaçmıyorum.
Ama kader deyip senden de vaz keçemem.
Oysa ki, kimse bilmez yarın ne olacağını.
Ve anlıyorum...
İnsan bazen bir şehre değil,
bir tek insana ait oluyor.
O yüzden yabancıyım her kese.
Ben senden sonra
hiçbir sokağa alışamadım.
Hiçbir kapıyı çalmadım.
Hiçbir kalabalık
yalnızlığımı gizleyemedi.
Şimdi bu şehir
adını bilmediğim bir gurbet gibi.
Ben ise
her adımda sana dönen
yorulmuş bir yolcu.
Çünkü sen yoksan,
bütün yollar uzaktır.
Ve ben...
Senden sonra
hiçbir yere sığmadım.
Bu şehir hiç durmaz mı?
Bu şehrin kim alacak gazını?
Öfkesi, tasası hiç durmuyor.
Sabahları camilerin ezanıyla uyanır.
Belki merhamet çöker, yufka yürekli olur, derken
bir bakmışsın saat sekiz,
arabalar damarına basmış.
Lastikler ezmiş ince parmaklarını.
Caddelerde rüzgâr gibi motorlar
anasına, avradına küfür etmiş.
Sonra düdükler başlar,
sireni bağırır bir yerlerde.
Şehir yine kendi sesinden ürker.
Bir çocuk annesinin elinden sıyrılıp
kalabalığın içine düşer.
Kimse eğilip kaldırmaz onu;
herkesin yetişeceği bir yer,
geçeceği bir ışık,
kurtaracağı bir hayat vardır sanki.
Bu şehrin kim alacak gazını?
Kaldırımlar susmuş,
duvarlar konuşmaktan yorulmuş.
Bir ihtiyar köşede oturup
geçmişe bakar gibi bakıyor yola.
Yolsa hiç geçmişe bakmıyor,
hep ileri, hep daha ileri
ve hiçbir yere varmıyor.
Öğle vakti güneş
betonun alnına vurur.
İnsanlar birbirine çarpar,
özür dilemeden geçer.
Birinin cebinde ekmek parası eksik,
birinin yüreğinde sevgi.
Birinin gözlerinde uykusuzluk,
birinin dilinde küfür.
Akşam olur.
Şehir biraz yorulur sanırsın.
Yok...
Bu kez ışıklar yakar gözlerini.
Korna sesleri göğe yükselir,
apartmanlar birbirine sokulur.
Sanki bütün evler
aynı odada kavga ediyor.
Gece yarısı
camilerin minaresinde sessizlik kalır.
Ama şehir uyumaz.
Bir pencere kapanır,
bir kadın iç geçirir,
bir adam sigarasını söndürmeden
karanlığa bakar.
Bu şehrin kim alacak gazını?
Belki sabah yine ezanla uyanır.
Belki bir kuş konar
elektrik tellerine.
Belki biri,
kalabalığın ortasında
başkasına yol verir.
Ve şehir,
ilk kez o gün
bir nefes alır.
Ama fazla sürmez.
Saat sekiz olur yine.
Arabalar damarına basar.
Motorlar küfreder.
Kaldırımlar susar.
Şehir yeniden
kendi öfkesini giyer.
Sahipsiz köpekler.
Sahipsiz köpekler insanları çok iyi bilir.
Kim merhametli,
kim gaddar.
Bir parça ekmeğe muhtaç olanı,
şımarık çocukları,
karısından boşananı,
gecesini sokakta geçiren adamı,
sessizce ağlayan kadını,
kimsesiz yaşlıyı,
evine dönmek istemeyen çocuğu...
Hepsini bilirler.
Kim başını okşar,
kim tekme atar,
kim bir lokma ekmek uzatır,
kim taş atar arkalarından.
Sahipsiz köpekler insanları çok iyi bilir.
Çünkü onlar da bilir
sahipsiz kalmanın ne demek olduğunu.
Bir kapının önünde beklerler bazen,
belki biri çıkar diye.
Bir çift göze bakarlar,
belki orada merhamet vardır diye.
Ve insanlardan daha iyi bilirler:
Bir insanın evi olabilir,
ama yüreği olmayabilir.
Bir köpeğin ise
evi olmayabilir,
ama sadakati vardır.
Sahipsiz köpekler iyi bilir sadakati.
İhanet edenin bakışlarını,
sahibinden çalanın korkularını,
Arkasında iz bırakmak istemeyen suçluyu hemen farkederler.
Elinin cimriliyinden.
Gözlerini kaçırmasından.
Değirmenin suyunun nereden geldiyini polisten önce farkederler.
Sahipsiz köpekler iyidir.
Kimseye arkasını yaslayıp havlamazlar.
Kendi gölgelerinden başka
kimseyi efendi bilmezler.
Geceleri sokakların sessizliğinde
kendi yaralarını yalayıp uyurlar.
Ve sabah olduğunda,
yine kimseye borçlanmadan
kendi yollarına düşerler.
Sakın unuturum deme.
Bu kadar kolay mı?
Hatıralar hep yanıbaşında.
Ayrılıklar gözlüklerini takmış
beklerken,
rüzgar ters esirken sevdamızın bahçesinde,
bir dal kırılır içimizde.
Ama ben ayaklarımı sağlam basarım toprağa.
Ben bitmeden bu sevda bitmez.
Sakın unuturum deme!
Daha dün gibi ellerin ellerimde,
sesin hâlâ gecenin koynunda.
Bir şarkı çalar uzaklarda,
neşeli gözlerinde dans eder yıldızlar.
Bizim sevdamız öyle kolay değil,
bir yağmurla silinmez izleri.
Bir rüzgârla savrulmaz sözleri.
Ne kadar uzaklara gidersen git,
ardından gelir gölgen.
Karanlıklar saklasa seni benden,
asla şaşmam.
Çünkü kalbim yolunu bilir.
Sakın unuturum deme!
Bazen bir sokak lambasında
gözlerini görürüm.
Bazen kalabalığın içinde
adını duymuş gibi olurum.
Dönüp bakarım...
kimse yoktur.
Ama bilirim,
bazı varlıklar yoklukların içinde doğuşunu bekler.
Ayrılıklar beklesin kapımızda,
zaman istediği kadar geçsin.
Varsın mevsimler değişsin,
saçlarımıza aklar düşsün.
Ben bu sevdayı
takvimlere emanet etmem.
Çünkü ben ayaklarımı sağlam basarım toprağa.
Düşersem de kalkarım.
Susarsam da içimde konuşur sevdam.
Sakın unuturum deme!
İnsan sevdiğini unutmaz...
Sadece bazen
onu içinde daha derine gömer.
Ve bazı sevgiler vardır,
mezarından bile
çiçek açar.
Sakın unuturum deme!
Olmuyor, olmuyor asla!
İsmin dudaklarıma sığmıyor.
Kulaklarımda çınlamıyor sesin.
Yalnızca hırstan kararmış yüzünü görüyorum gözlerimi kapattığımda.
Yaktın, yıktın her şeyi.
Keşke tanımasaydım seni.
Keşke uğrunda ölecek kadar sevmeseydim seni.
Şimdi ne ölebilirim,
ne de “geri dön” diyebilirim.
Çünkü kapandı bu hikâye.
Ölsem bile
bir daha bahar gelmez kış ömrümüze.
Ben sana söylemiştim:
Çıktığın merdivenleri kesme.
Yüreğim dalkavukluk yapar,
ama gözlerim asla hainlik yapmaz.
Şimdi git...
Ardından bakmayacağım.
Çünkü bazı gidişlerin ardından
bakmak bile insanın kendisine ihanettir.
Sen kapattın kapıyı,
ben anahtarını attım.
Bir daha açılmasın diye değil,
bir daha sana muhtaç kalmayayım diye.
Biliyor musun
ben seni severken
kendimi eksilttim.
Sen büyüdün sandın,
ben küçüldüm.
Sen yükseldin sandın,
ben içimde düştüm.
Şimdi ikimizin arasında
ne bir yol kaldı,
ne bir söz,
ne de geri dönülecek bir mevsim.
Ben çoktan gitmiştim.
Sadece bedenim
bir süre daha yanında kalmıştı.
Ve şimdi...
Yüreğim hâlâ sana dalkavukluk yapıyor olsa da
gözlerim gerçeği çoktan gördü.
Gözlerim seni affetmedi.
Çünkü gözlerim
hiçbir zaman
yüreğim kadar kör olmadı.